COŞKUN EVCİM

Ertuğrul astsubay ile Gülşen Hanım, 5 Ağustos 1959 günü çok mutluydular. Allah gönüllerince bir evlat vermişti. Yıllar akıp gidiyordu. Anadolu'nun çeşitli yerlerinde görev alan Ertuğrul astsubay'ın iki yıl sonra bir de kız çocuğu dünyaya gelmişti. Coşkun'a karşılık ona da Serpil adını vermişlerdi.

 Ertuğrul astsubay'ın 1966 yılında Merzifon Hava Üssü'nden Ankara'ya tayini çıktığında. Evcim ailesi çok se­vinmişti bu tayine; okul çağı gelen Coşkun için bu iyi olmuştu. Ankara'ya gittikten kısa bir süre sonra küçük Coşkun'u Yenimahalle Fatih ilkokulu'na kayıt ettirdiler. Beş yıllık ilkokul hayatından sonra sıra orta öğreni­mine gelmişti. Coşkun, Yunus Emre Ortaokulu'na başladı. Artık ders saatlerinin dışında arkadaşlarıyla kovboyculuk oynamıyordu ama o günlerin modası olan twist dansını yapıyordu. Yerli filmlerin sevilen "ko­mik adam"ı Öztürk Serengil'in yaptığı twist dansını o da beyaz perdeden kaptığı şekliyle arkadaşlarına gösteriyor. neşe ile sıçrayarak "Twist gel .. " diye bağırıyordu.

 

Yunus Emre Ortaokulu’nun ardından Çankaya Lisesi ve Yenişehir Kolej'inde lise öğrenimini sürdüren Coşkun Ev­cim, artık boylu poslu, yakışıklı bir delikanlıydı. Lise yıllarında başlayan dans tutkusu yüzünden arkadaşla­rıyla birlikte sık sık okuldan kaçar olmuştu. Birkaç arkadaşıyla birlikte o yıllarda Ankara' da faaliyette bulu­nan M. Diskotek'te soluğu alıyor, diskodan içeri girer girmez, kendini attığı pistte adeta kendinden geçi­yordu.  

Bu arada Coşkun'un hareketli sporlara karşı olan ilgisi çok büyüktü. 70'Ii yılların modası olan karate, teak-vondo sporlarını çok sevmişti. Bu sporlarda kara kuşak seviyesine kadar yükselmiş ve bu başarısı onu ilerideki yıllarda başlayacak olan profesyonel dansçılık yaşamında da çok işine yarayacaktı.

 

Çankaya, Yenişehir Koleji derken lise hayatı da bitmişti. Fakat Coşkun’un dans sevgisi hat safhada sürüyordu.

 

Daha iyiyi, daha güzeli bulmaya çalışıyordu. Bir fırsatını bularak 1976 yılında Almanya'ya gitti. Burada bir dans okuluna girerek bir yıl süreyle dans dersleri aldı. Türkiye'ye döndüğünde tamamen değişmişti. Rock' n RolI gibi çok hareketli bir dansı o kadar ustalıkla yapıyordu ki onu izleyenler büyük bir keyif alıyor­lardı.  

1979 yılında Şey Gazetesinin düzenlediği gençler arasında dans yarışması Coşkun Evcim için bu çok büyük bir fırsat oldu. Dans yarışmasını kazanacağına emindi. Sonuçta Tür­kiye Dans Şampiyonu oldu. Artık gözü Avrupa şampiyonalarında idi. 1980 yılında Fransa’nın Lyon kentin­de düzenlenen Dünya gençler dans yarışmasında Nergis Kumbasar ile birlikte yarışmaya katıldı. Rock'n RolI gösterisiyle dünya beşincisi oldu. Bu şampiyonadan sonra Türkiye' de yıldızı birden parladı.  

Kahraman Afyonoğlu'nun düzenlediği "Stüdyo 1" adlı programda Coşkun Evcim ilk kez ekranda gö­ründü. Bu programda yaptığı şov büyük beğeni kazanmıştı. Hemen kolları sıvayan Coşkun kısa bir süre sonra kendi adını verdiği dans grubunu kurdu. Genç kuşağı kendi hazırladığı koreografileri ile Reggae dansının adeta tutkunu yaptı. Televizyon programlarını Anadolu turneleri izledi.

 

Bu arada Ankara'nın Aşağı Ayrancı ve Çankaya semtinde bir dans stüdyosu açarak dansa meraklı gençleri yetiştir­meye başladı. Dans öğrenmeye gelen gençlere çok önemli bir öğüt veriyordu: "Sakın; içki, sigara ve uyuş­turucu gibi maddelere alışmayın. Dans sizi bu kötülüklerden korur."

 

Coşkun, artık gençlerin sevgilisi olmuştu. Bulvar Gazetesi'nin düzenlediği bir organizasyonla gençlik kamplarına katılan gruplara gösteriler yapmış yaptığı gösterilerle de büyük bir ilgi toplamıştı. Bundan son­raki yıllarda Avrupa başta olmak üzere Ortadoğu ve Afrika ülkeleri turnelerine çıkarak başarılarına bir ye­nilerini daha eklemişti.

 

1980 yılı mayıs ayında geçirdiği sarılık hastalığı kısa bir sürede onu yatağa bağlamıştı. 1981 ve 1982 yıllarının mayıs aylarında yine aynı dertten yatağa bağlı kaldı genç sanatçı. Sarılık; "siroz hepatit" denilen menfur hastalığa çevirmişti. İstirahat etmek onu sıkıyordu. Hareketli bir yaşamı vardı, bunu bırakıp yatağa çakılmak istemiyordu. Sonunda "Bana bir şey olmaz" diyerek yine dans pistlerine döndü.

 

Kısa bir süre sonra Marmaris festivaline hasta hasta  katılan genç dansçı, İstanbul’da "Hey Dergisi"ne giderek yeni yaptırdığı koca koca afişleri masanın üzerine hemen açıverdi. Konuşmaya gerek yoktu. Yalnızca afişleri okumak yeterliydi. 'Türkiye Sahil Kentleri Dans Festivali - 85, Coşkun Evcim Dans Grubu, Festival Disko Dans Yarışması, Final 14 Eylül - İzmir"

 

Afişleri gururla editöre uzattı. Büyük hayalini heyecanla anlat­maya başladı: "Sahil kentlerini kapsayan festivalin dördüncüsü, Türkiye Dans Festivali'nin ise ikincisi oluyor bu gezi. Aslında Türkiye Dans Festivali'ni büyük kentlerde yapmak istiyorduk, ama ne yazık ki bakanlıktan izin alamadık. Şimdi 17 kişilik ekibimle sahil kentlerini dolaşacağız. Şovumuz 1 saat 15 dakika sürecek ve 'buna bir de dans yarışması ekleneceğiz. Her kentte birinci olan genç sonunda İz­mir 'de finale katılacak. Bu finalde Türkiye Şampiyonu'nu tespit edeceğiz. Bu şampiyonu bir de sürpriz bekliyor... Dünya Disko Dans Şampiyonası...  

 

Evet Dünya Disko Dans Şampiyonası. .. Hem de Türkiye de ... Türkiye şampiyonu olan genç 1986 Dünya Şampiyonası'nda Türkiye'yi temsil edecek. Şu anda konsolosluklarla olan temaslarımız sürüyor. En azından 20 ülkenin bu yarışmaya katılmasını bekliyo­ruz. Bugüne kadar yalnızca İngiltere' de yapılan Dünya Disko Dans Yarışması'nın bu yıl ilk kez Türki­ye' de yapılması bizler için gerçekten gurur verici bir olay olacak. Sanırım yılbaşından sonra,

 

 ... Bu arada oldukça ünlü bir konuk düşünüyorum yarışma için. Dünyaca ünlü, bütün gençlerin sevgilisi birisi olacak bu ünlü konuk. Adını şimdiden açıklamak istemiyorum. Bu arada yazdan sonra bomba gibi bir projem var. Ankara'da gençlerden oluşan bir tiyatro grubu kuruyorum. Bu gençler müzik konusunda da çok yetenekli,

 

 Bazı sinemalarla anlaştım. Müzikaller hazırlayacağım. Bu müzikallerin ilki kasım ayında gerçekleşecek. Bel Brooks'un "İnsanlık Tarihi" adlı komedi filminde olduğu gibi, çağlar boyu aşkı inceleyeceğiz,

 

Turneler, gösteriler ve televizyon programları birbirini izledi. En son Marmaris Festivali'nden dön­dükten sonra karnında ve ayaklarında ödem çıktı. Ailesine haber vermeden doktora giden Coşkun sağ­lığı için bir süre dans etmemesi gereğinde bir uyarı almamasına ve hatta doktorunun "kumar oynuyorsun" demesine karşılık ailesine bu olaydan hiç bir şekilde bahsetmeyerek dans yaşamını sürdürmeye devam etti.

 

1982-83 ve 84 yıllarından sonra 1985 yılında da Türkiye Dans Şampiyonu oldu.   1985 yılının 13 Eylül tarihinde Coşkun evde sadece annesi olduğu bir sırada aniden rahatsızlanarak güçlükle Hacettepe Hastanesi 76. Dâhiliye Servisi'ne kaldırılır. Karaciğeri artık tamamen iflas etmiş­ti. Doktorlar; "Bizim yapabileceğimiz bir tedavi yok, ama belki Amerika'da bulunabilir. İmkânınız varsa Coşkun'u zaman geçirmeden Amerika'ya götürün  " diyorlardı. 

Amerika'da tedavi büyük paraydı ama' yine de Coşkun bu umutla yaşıyordu. Arkadaşları, sanatçı çevreleri belki onun için bir şeyler yapabilirdi. Fakat hastanede geçen günler içinde bu umudunda da yanıldığını anladı. Hastaneye kaldırıldıktan kısa bir süre sonra protein komasına giren Coşkun için doktoru Profesör Burhan Kayhan şöyle diyordu:  

"Protein alınımının artması karaciğerin yorulmasına ve işlevini tamamen getirmemesine neden oldu. Bu nedenle Hacettepe Üniversitesi Dâhiliye Servisi Yoğun Bakım ünitesi'nde protein komasını atla­tana kadar tutulacak."

 

18 Eylül çarşamba sabahı, Coşkun'un babası, sanatçının bütün arkadaşlarını tek tek arayıp müjde veriyordu: "Çocuklar Coşkun yoğun bakımdan çıktı. Rahatça görüşebilirsiniz... "  

 

Fakat bütün bu çağrıya rağmen iyi günlerinde Coşkun'un çevresinde pervane olanlar ve hatta sanatçı arkadaşları onu ziyarete gelmedikleri gibi, bir telefon açıp "geçmiş olsun'" dileğinde bile bulunmadı­lar. Bu durum karşısında genç sanatçı üzüntüsünü şu sözlerle ifade eder: "Hasta yatağı bana bir tecrü­be kazandırdı. İyi gün dostu, kötü gün dostu kimlermiş artık öğrendim." Karaciğeri iflas etmiş, ama al­tın gibi bir yüreği vardı Coşkun'un. Onu asıl yıkan arkadaşlığının bu vefasızlığı oldu.

 

Ne kadar hasta olsa da şaka yapmaktan geri kalmayan Coşkun, her gün karnından enjektörle su alan doktora "Doktor bey, böyle giderse karnımda petrol de bulacaksınız" diye takılmadan edemiyordu.

 

Coşkun Evcim, Cumhuriyet Gazetesi muhabirine hastanede verdiği bir röportajda, "26 yıldır ilk kez babamı dört ay önce bir konsere çıkmak istediğim için kırdım. O sadece benim sağlığımı düşün­dü ... " diyordu.

 

Bu arada hastanede yattığı sırada kendini ziyarete gelen Selma adında bir öğrenci kız ile araların­da temiz bir ilişki başlar ve bu ilişki evliliğe doğru adım adım gitmektedir ..

 

Dansçının öyküsünün en hüzünlü belki de en paradoksal yanı televizyonda yayınlanan "İyi haftalar Türkiye" programının konukları Suna Yıldızoğlu ve Çetin Alp, kendilerine ayrılan süreden fedakârlık yaparak programı uzatmaya çalışıyorlardı. Yapacakları anons öncesinde saatlerin ilerleyip biraz daha izleyicinin artmasını bekleyen ikili daha sonra şu duyuruyu yapıyorlardı:

                                                                                                                      

   "Dört aydır hastanede yatmakta olan Coşkun Evcim için bir şeyler yapalım..

    Bu anonsun yapıldığı saatlerde aniden rahatsızlanan Coşkun babasının yaşlı gözlerini görüp zor­lukla "Lütfen boşuna üzülme ben ölmeyeceğim" dedikten kısa bir süre sonra komaya girdi.  

Dansçılara göre eğer dans etmemek gerçekten ölümse" Coşkun Evcim, 25 Kasım 1985 Pazartesi günü saat 07.30'da henüz 26 yaşındayken Hacettepe Hastanesi 76. Dahiliye Kliniği'nde "dansı bıraktı.   

 

 Erdoğan  MUNGA N                             Dostum  seni  hiç  unutmayacağız